İlmin Vakfiyesi, Edebin Tecellisini Gerektirir

İlmin Vakfiyesi, Edebin Tecellisini Gerektirir

Desk ve Din-Bir-Sen Genel Merkezi Basın Bürosu tarafından, 6 Ağustos Salı günü saat 22.00’da TV Net’te Moderatör Veysi Ateş’in sunduğu ve Dr. İhsan Şenocak, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’ın katılımı ile gerçekleşen “Teravih Bidat mi? Sünnet mi?” konulu münazara hakkında yazılı bir basın açıklaması yapıldı.

munazaraBasın açıklamasında, yıllardır Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır hoca gibi birçok ekran ve gündem hocaları ahkâm keserek, İlim camiasından hiçbir hocanın karşılarına çıkamayacağını iddia ederken; karşılarına ehl-i sünnet yolunda kendini yetiştiren, ilmi bilgisi ile birçok dini meseleye cevap verebilen, duruşu ve edebi ile örnek insan olabilmeyi başaran Dr. İhsan Şenocak çıkmıştır.  Abdülaziz Bayındır’ın karşısına ekran ve gündem hocası olmayan kimse çıkamıyor diyenler İhsan hocanın ilmi ve vakur duruşla zor durumda kaldılar. Bizde diyoruz ki; Çıkamıyor değil çıkmıyorlar. Çünkü ekran ve gündem hocası olmayan kimseler, Abdülaziz Bayındır ve onun gibilerini dikkate almıyor ve ilmi konuları ehline tevdi ediyorlar. Hal böyle olunca gerçek ilim camiasının ne kadar haklı olduğu bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu.

Münazarada bir iddia ortaya atılıyorsa muhatabı tarafından çürütülmesi veya karşı delillerin ortaya konulması icap eder. Münazaranın kuralı budur. Ve bu tür münazaralarda konuların ayet, hadis ve ilmi bilgilerle ispatlı bir şekilde tartışılması gerekir. Fakat ne hikmetse, Bayındır hoca ne bir delil ortaya koyabildi, ne de İhsan Hocanın delillerini çürütecek ilmi bir yaklaşım sergileyebildi. Buda gösteriyor ki; ilim yaş ile Prof.’lukla alakalı değil, bilgi ile görgü ile alakalıdır.

Bir konu hakkında tartışma yada münazara yapılıyorsa, tarafların bir birine saygılı ve sakin bir üslupla yaklaşması gerekir. Cahilliğini bastırmak, ya da karşısındaki kişinin yaşını küçük görüp ilminin de dar olacağını düşünüp alaycı tavırlarla devam eden bir anlayış sergilenmez. Eğer böyle bir durum vuku bulursa bu son nefeste iman etme gayreti gibi olur. Tıpkı Bayındır hocanın, İhsan Hoca’nın sakinliği, efendiliği ve sıraladığı deliller karşısında afallaması gibi. Adeta renkten renge giren Bayındır hoca, kimi zaman öfkeli, İhsan Hoca’ya sesini yükselten bir tavırla, kimi zamanda sesi anormal bir şekilde kısılan bir ruh halinde oldu. Buda tam bir yenilgi psikolojisi içerisinde olunan hal-i ruhiyedir.

Bir konuda Bayındır hocaya destek verebiliriz, şöyle ki;   Bayındır hocanın tek delili Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)ın teravih için büyük bir cemaat şeklinde bir bütün olarak kılınmasına “bid’at” demesiydi. Ancak Bayındır hocanın, Arapça lügatten ve Hazreti Ömer’in o sözünde bid’atın ne amaçla kullanıldığını bilmemesi ve kendisinden başka bu manada anlayan bir âlimi gösterememesi zaten kendi iddiasında boğulmasına sebep oldu, denildi.
Açıklamanın son kısmında ise şöyle denildi; görüyoruz ki ilim ile amel, amel ile iman, iman ile üslup, üslup ile bilgi, edep ile hayâ hep bir birini tamamlayan olmazsa olmaz unsurlardır. Neyi niçin yaptığınızı, neye neden hizmet ettiğinizi ve neyi nasıl ifade ettiğinizi bildiğiniz sürece sorunsuz bir ilim meclisiniz olur. Ama siz ekran ve basın hocası olursanız, biride çıkar size haddinizi bildirir. Bu ise kaçınılmaz bir sondur. Bizler ekranlarımızda iki ayrı tip hoca gördük. Birinci tip hoca efendi; şöhreti ile kendine sonsuz güvenen cahil hoca tipi. İkinci tip hoca ise sükûneti, vakarı ve ilmi bilgi deryası ile kendinden emin ve hoşgörülü bir hoca efendi. Ve ne gariptir ki bu kadar hazırlıksız ve cahil cesareti içerisinde bir itirafta bulunarak;: “Ben hafız değilim, ben cahilim, ben aklımda tutamam” demesidir. Üslup ne olursa olsun, konu hangi delilleri gerektirirse gerektirsin, ilmin vakfiyesi, edebin tecellisini gerektirir, denildi.

BASIN BÜROSU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir